<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Teknoloji Tasarım &#187; İlginç Bilgiler</title>
	<atom:link href="http://www.tasarlakur.com/category/ilginc-bilgiler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.tasarlakur.com</link>
	<description>Kişisel Web Sitesi - Atilla Çakar</description>
	<lastBuildDate>Sun, 29 Aug 2010 22:06:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Kaç tane yüz var?</title>
		<link>http://www.tasarlakur.com/ilginc-bilgiler/kac-tane-yuz-var</link>
		<comments>http://www.tasarlakur.com/ilginc-bilgiler/kac-tane-yuz-var#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 17:44:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlginç Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasarlakur.com/?p=709</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://www.gelisenbeyin.net/img/ilizyon.jpg" alt="" width="643" height="776" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tasarlakur.com/ilginc-bilgiler/kac-tane-yuz-var/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Neden 7 ?</title>
		<link>http://www.tasarlakur.com/ilginc-bilgiler/neden-7</link>
		<comments>http://www.tasarlakur.com/ilginc-bilgiler/neden-7#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 17:24:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlginç Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasarlakur.com/?p=706</guid>
		<description><![CDATA[Neden Hafta 7 gün ? Gökkuşağı neden 7 renk ? Dünyanin 7 Harikasi kabul görmüş,nie 8 yada 10 olmamış ? Soyumuz neden 7 göbek ? Dünyada neden 7 kapı varsayılır ? Dünyanın etrafında neden 7 gezegen var ? Büyuk Ayı neden 7 yıldız’lı ? İnsan neden 7 çakralı ? Nota sayısı neden 7 ? Islam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Neden Hafta 7 gün ?</p>
<p>Gökkuşağı neden 7 renk ?</p>
<p>Dünyanin 7 Harikasi kabul görmüş,nie 8 yada 10 olmamış ?</p>
<p>Soyumuz neden 7 göbek ?</p>
<p>Dünyada neden 7 kapı varsayılır ? <span id="more-706"></span><!--more--></p>
<p>Dünyanın etrafında neden 7 gezegen var ?</p>
<p>Büyuk Ayı neden 7 yıldız’lı ?</p>
<p>İnsan neden 7 çakralı ?</p>
<p>Nota sayısı neden 7 ?</p>
<p>Islam dininine gore Kainat 7 safhada yaratildi ?</p>
<p>Kabe’nin etrafi 7 kere tavaf edilir (dolasilir) ?</p>
<p>Manevi bilgeligin rakami yine 7 ?</p>
<p>Katoliklerde 7 sakrament esas ?</p>
<p>Yahudilerde Kutsal Samdan 7 Mumlu ?</p>
<p>Eski Yunan Uygarliginda 7 Akilli Adam varsayilmis ?</p>
<p>Mitolojide ise 7 esas Tanri varsaymislar ?</p>
<p>Misir’da Gunes Tanrisi RA 7 ruhlu ?</p>
<p>Tibet’te neden 7 Buda ?</p>
<p>Cin’de neden kutsal 7 element varmis ?</p>
<p>Feng Shui’deneden iletisim sayisi 7 ?</p>
<p>Tamamlanmis olmak neden esittir 7 ?</p>
<p>Afrikalilarin Kwanza Bayrami neden 7 sembollu ?</p>
<p>Zulu susleri neden 7 renkli ?</p>
<p>Eskimolarda Kar neden 7 isimli ?</p>
<p>Hurmuz bile neden 7 kocali ?</p>
<p>neden Dinlenmek haftanin 7. gununde ?</p>
<p>Ciceklerden 7 veren gul ?</p>
<p>nedn 7 Tepe ustunde Rio ?</p>
<p>neden 7 Tepe ustunde Roma ?</p>
<p>neden 7 Tepe ustunde Istanbul ?</p>
<p>neden James Bond bile 007 ?</p>
<p>Yuzümzde neden 7 nokta (acik) var. (agiz, kulak 2, burun 2, goz 2) ?</p>
<p>neden Dunyada var olmus 7 kita ?</p>
<p>neden Denizlerin figurativ sayisi 7 ?</p>
<p>neden Kizilderililere gore mevsimler 7 tane ?</p>
<p>Avustralya yerlileri Aborjin ve Kulin’lere gore de neden mevsim 7 tane ?</p>
<p>neden Tum Japonlarda rakamlarin en ugurlusu 7 ?</p>
<p>Tarot falinda neden 7 zafer ?</p>
<p>Pamuk Prenses ve neden 7 cüceler ?</p>
<p>İlkokulun başlangıcı neden 7 yaş</p>
<p>Gökyüzü neden 7 kat</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tasarlakur.com/ilginc-bilgiler/neden-7/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zihni Sinir Projeleri</title>
		<link>http://www.tasarlakur.com/ilginc-bilgiler/zihni-sinir-projeleri-2</link>
		<comments>http://www.tasarlakur.com/ilginc-bilgiler/zihni-sinir-projeleri-2#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Oct 2008 05:48:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlginç Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[sinir]]></category>
		<category><![CDATA[zihni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasarlakur.com/?p=592</guid>
		<description><![CDATA[Bu görmüş olduğunuz ilginç icatlar hem güldürüyor, hem düşündüyor Bu resimlere bakarken  hem gülecek, hem de gerçekten iyi düşünmüşler keşke yapılsa diye  düşünebilirsiniz.. İşte bazı &#8216;Zihni Sinir proceleri&#8217;&#8230; Gerçektende birbirinden ilginç ve komik ,insanlar bunuda düşünmüş diyeceksiniz..  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu görmüş olduğunuz ilginç icatlar hem güldürüyor, hem düşündüyor<br />
Bu resimlere bakarken  hem gülecek, hem de gerçekten iyi düşünmüşler keşke yapılsa diye  düşünebilirsiniz.. İşte bazı &#8216;Zihni Sinir proceleri&#8217;&#8230; Gerçektende birbirinden ilginç ve komik ,insanlar bunuda düşünmüş diyeceksiniz..</p>
<p><img src="http://www.teknolojivebilim.com/resim/zihni2.jpg" alt="" /></p>
<p><img src="http://www.teknolojivebilim.com/resim/zihni3.jpg" alt="" /></p>
<p><img src="http://www.teknolojivebilim.com/resim/zihni4.jpg" alt="" /><br />
<span id="more-592"></span><br />
<img src="http://www.teknolojivebilim.com/resim/zihni5.jpg" alt="" /></p>
<p><img src="http://www.teknolojivebilim.com/resim/zihni6.jpg" alt="" /></p>
<p><img src="http://www.teknolojivebilim.com/resim/zihni7.jpg" alt="" width="588" height="543" /></p>
<p><img src="http://www.teknolojivebilim.com/resim/zihni8.jpg" alt="" /></p>
<p><img src="http://www.teknolojivebilim.com/resim/zihni9.jpg" alt="" /></p>
<p><img style="width: 621px; height: 384px;" src="http://www.teknolojivebilim.com/resim/zihni10.jpg" alt="" width="639" height="384" /></p>
<p><img src="http://www.teknolojivebilim.com/resim/zihni11.jpg" alt="" /></p>
<p><img src="http://www.teknolojivebilim.com/resim/zihni12.jpg" alt="" /></p>
<p><img src="http://www.teknolojivebilim.com/resim/zihni14.jpg" alt="" /></p>
<p><img src="http://www.teknolojivebilim.com/resim/zihni15.jpg" alt="" /></p>
<p><img src="http://www.teknolojivebilim.com/resim/zihni16.jpg" alt="" /></p>
<p><img src="http://www.teknolojivebilim.com/resim/zihni18.jpg" alt="" /></p>
<p><img src="http://www.teknolojivebilim.com/resim/zihni19.jpg" alt="" /></p>
<p><img src="http://www.teknolojivebilim.com/resim/zihni20.jpg" alt="" /></p>
<p><img src="http://www.teknolojivebilim.com/resim/zihni21.jpg" alt="" /></p>
<p><img src="http://www.teknolojivebilim.com/resim/zihni22.jpg" alt="" /></p>
<p><img src="http://www.teknolojivebilim.com/resim/zihni23.jpg" alt="" /></p>
<p><img src="http://www.teknolojivebilim.com/resim/zihni24.jpg" alt="" /></p>
<p><img src="http://www.teknolojivebilim.com/resim/zihni25.jpg" alt="" /></p>
<p><img src="http://www.teknolojivebilim.com/resim/zihni26.jpg" alt="" /></p>
<p><img src="http://www.teknolojivebilim.com/resim/zihni27.jpg" alt="" /></p>
<p><img src="http://www.teknolojivebilim.com/resim/zihni28.jpg" alt="" /></p>
<p><img src="http://www.teknolojivebilim.com/resim/zihni29.jpg" alt="" /> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tasarlakur.com/ilginc-bilgiler/zihni-sinir-projeleri-2/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tesadüf Eseri Buluşlar</title>
		<link>http://www.tasarlakur.com/ilginc-bilgiler/tesaduf-eseri-buluslar</link>
		<comments>http://www.tasarlakur.com/ilginc-bilgiler/tesaduf-eseri-buluslar#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 May 2008 18:54:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlginç Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[atom]]></category>
		<category><![CDATA[FOTOĞRAF]]></category>
		<category><![CDATA[TASADÜF]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni etiket ekle]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasarlakur.com/?p=567</guid>
		<description><![CDATA[FOTOĞRAF Mucit: Louis-Jacques Daguerre Tarih: 1838 Kaza: Dağınık laboratuvar dolabı… Bu rastlantısal buluşun nedeni kırık bir termometre… Louis Daguerre, karanlık odada, gümüş iyodür levhada açığa çıkan görüntüyü sabitlemenin yollarını arıyordu. 1938 yılında bir gün, farklı kimyasal maddelerin bulunduğu dolabına, daha sonra kullanmak ve temizlemek üzere bozuk görüntülü bir film levhası koydu. Bunu tekrar dışarı çıkardığında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>FOTOĞRAF<br />
Mucit: Louis-Jacques Daguerre</strong><br />
<strong>Tarih: 1838</strong><br />
<strong>Kaza: Dağınık laboratuvar dolabı…</strong></p>
<p>Bu rastlantısal buluşun nedeni kırık bir termometre…</p>
<p>Louis Daguerre, karanlık odada, gümüş iyodür levhada açığa çıkan görüntüyü sabitlemenin yollarını arıyordu. 1938 yılında bir gün, farklı kimyasal maddelerin bulunduğu dolabına, daha sonra kullanmak ve temizlemek üzere bozuk görüntülü bir film levhası koydu.<span id="more-567"></span></p>
<p>Bunu tekrar dışarı çıkardığında görüntü belirginleşmişti. Ancak Daguerre, bu garipliğe hangi kimyasal maddenin neden olduğunu bilmiyordu.</p>
<p>Bunun üzerine levhaları yerleştirdi ve kimyasal maddeleri birer birer dışarı çıkarttı. Dolabı boşaltmasına rağmen hala aradığı maddeyi bulamamıştı. Sonunda dolabın raflarından birinde, kırılmış termometreden dökülmüş civayı fark etti… Gümüşlü levha üzerine alınan görüntü (daguerreotype), modern fotoğrafçılığın başlangıcı oldu… Yerini ancak on yıl sonra negatif ve, pozitif film sürecine bıraktı.</p>
<p><strong>POST-IT KAĞIDI</strong><br />
<strong>Mucit: Dr. Spencer Silver</strong><br />
<strong>Tarih: 1974</strong><br />
<strong>Kaza: Kutsal bir ilham ve hatalı üretim…</strong></p>
<p>“3M” bilim adamlarından Dr. Spencer Silver, 1970′lerin başlarında dayanıksız yapıştırıcıyı bulduğunda, bunu işe yaramaz bir buluş olarak değerlendirmişti…</p>
<p>Bundan yıllar sonra, meslektaşı Art Fry, bir kilisede ilahi kitabındaki ayracın bir türlü istediği yerde durmaması üzerine oldukça sinirlendi. Anlamsız vaazlardan mı yoksa kutsal bir ilhamdan mı bilinmez, kafasını bu konuya yormaya başladı ve birden aklına meslektaşının işe yaramayan buluşu geliverdi…</p>
<p>Bu sayede ayıracın kitaba yapışmasını sağlayacak, ancak çıkarttığında da kitaba zarar gelmeyecekti. Post-it kağıdı tabii ki bir gecelik başarının ürünü değil… 3M’in ortaya attığı bu örnek, büro malzemeleri içinde vazgeçilmezler arasında yerini aldı…</p>
<p><strong>VULKANİZE KAUÇUK (LASTİK)</strong><br />
<strong>Mucit: Charles Goodyear Tarih: 1844</strong><br />
<strong>Kaza: Kızgın ocağa atılan kauçuk…</strong></p>
<p>Amerikalı Charles Goodyear, 10 yıldan beri ham kauçuğu daha sağlam ve elastik hale getirmenin çarelerini arıyordu. Bu onda bir takıntı halini almıştı ve hatta ödenmemiş borçları nedeniyle hapse bile girdi.</p>
<p>Goodyear bu konuda her şeyi denemişti; karışımına kükürt bile eklemişti. Ne var ki, bu karışımı kızgın ocağa atıncaya kadar hiçbir sonuç elde edemedi: Kauçuk erimiyordu…</p>
<p>Bunu gece boyunca dışarıya çivileyen Goodyear, ertesi gün karışımın oldukça esnek olduğunu fark etti.</p>
<p>Kükürtle sertleştirme yöntemine, Romalılar’ın ateş tanrısından esinlenerek, “Vulkan” adını verdi (vulkanizasyon).</p>
<p>Yöntemin Amerika’daki patentini almayı başardı, ancak Fransa ve İngiltere’den yasal formaliteler nedeniyle patent alamadı.</p>
<p>Goodyear, Paris’te borçları nedeniyle hapis yattıktan sonra Amerika’ya döndü. Patentleri ortakları tarafından yağmalandığından yoksulluk içinde öldü. Ancak en azından “Goodyear Tyre” ve “Rubber Company” gibi şirketler onun isminin gelecek kuşaklar tarafından da anılmasını sağladı…</p>
<p><strong>DAYANIKLI CAM</strong><br />
<strong>Mucit: Edouard Benedictus</strong><br />
<strong>Tarih: 1903</strong><br />
<strong>Kaza: Kırılması gereken deney tüpünün yere düştüğünde parçalanmaması…</strong></p>
<p>Güvenli camın bulunması, tam da en çok ihtiyaç duyulan zamanda gerçekleştirildi: Motorlu taşıt çağında…</p>
<p>1903 yılında Fransız kimyager Edouard Benedictus, deney tüpünü laboratuarının zeminine düşürdü. Tüp kırıldı ancak dağılmadan tek parça halinde kaldı. Benedictus, kolodyum ihtiva eden sıvının buharlaşmasından sonra tüpte kalan ince plastik tabakanın parçalanmayı engellediğini anladı.</p>
<p>Bunu not ettikten sonra bu konu üzerine fazla kafa yormadı. Ancak, kaza yapan bir aracın içindeki kızın kırılan camlardan çok feci şekilde yaralanması, bu konuyu tekrar gündeme getirmesine neden oldu.</p>
<p>Daha önceki deneyiminden esinlenerek iki cam tabakasının arasına selüloz nitrat yerleştirerek üç katlı camı oluşturdu.</p>
<p>Buluşu 1920′lerde arabaların ön camlarında kullanılmaya ve otomotiv endüstrisinde ciddi şekilde taklit edilmeye başlandı</p>
<p><strong>RÖNTGEN IŞINLARI</strong><br />
<strong>Mucit: Wilhelm Konrad Röntgen</strong><br />
<strong>Tarih: 1895</strong><br />
<strong>Kaza: Bir elektrik deneyi…</strong></p>
<p>Röntgen, gazların içinden geçen elektrik yolunu araştırmak amacıyla, katod ışın tüpüyle deney yaparken, baryum platin siyanürü levhasından yayılan radyasyonun şeffaf olmayan cisimlerin içinden geçebildiğin! Fark etti.</p>
<p>Araştırmalarına devam ederken radyasyonun 15 mm. kalınlığındaki alüminyumdan, daha indirgenmiş yoğunlukta geçebildiğini gördü. Ve bu radyasyona, “X-ışınları” adını verdi. Bugün dünyada Almanya dışında (Almanya’da Röntgenstrahlen olarak adlandırılıyor) bu isimle anılıyor. Bu, daha sonra insan vücudunun iç kısmını gösteren fotoğraflamada kullanıldı. 19. yüzyıl sonlarına doğru savaş alanlarında da kullanılmaya başladı</p>
<p><strong>KAOS TEORİSİ</strong><br />
<strong>Mucit: Ed Lorenz</strong><br />
<strong>Tarih: 1960′lar</strong><br />
<strong>Kaza: Bilgisayardaki bozuk çıkış…</strong></p>
<p>Amerikalı meteoroloji uzmanı Ed Lorenz’in bilgisayarında anlamsız ve komik veriler belirince, Lorenz bunların her zamanki aksaklıklardan kaynaklandığını düşündü. Ancak hatayla ilgili ipuçlarını elde etmek için kağıttaki çıktıda çalışmaya başladı. Bilgisayarın, başlamak için ilk sonuçları eşleştirdiğini, ancak daha sonra haritayı yok ettiğini gördü. Birden jetonu düştü: Lorenz bilgisayara aynı girdileri ikinci aşamada yüklememiş, bu küçük farklılık da, sonraki birkaç hafta boyunca, tamamen değişik sonuçlar verip durmuştu…</p>
<p>Lorenz böylece, hava durumu gibi küçük olayların bazen çok büyük sonuçlar doğurabileceğini açıklayan “kaos teoremini” bulmuş oldu…</p>
<p><strong>RADYOAKTİVİTE</strong><br />
<strong>Mucit: Henri Becquerel</strong><br />
<strong>Tarih: 1896</strong><br />
<strong>Kaza: Fotoğraf camındaki sislenme…</strong></p>
<p>Fransız fizikçi Henri Becquerel, 1896 Martı’nda laboratuarındaki çekmecesini açtığında büyük bir sürprizle karşılaştı. Kapkaranlık bir ortamda olmasına rağmen bazı fotoğraf camları bulanıklaşmıştı.</p>
<p>O sırada Becquerel, yeni keşfedilen röntgen ışınları üzerinde çalışıyor ve bazı kimyasallar yardımıyla bunların yayılmalarını sağlamaya uğraşıyordu, ilk aklına gelen, güneş ışığının etkisiyle kristallerin ışını yaydığı ve fotoğraf camını sislendirdiğiydi…</p>
<p>İlk deneyleri onun doğru yolda olduğunu desteklese de hava bozunca olayın seyri birdenbire değişti.</p>
<p>Becquerel, kristallerin güneş ışığından etkilenmesini engellemek için kimyasallar kullanarak camları tekrar çekmeceye koydu. Camları dışarı çıkardığında, uranyumlu kristallerden oluşan camlarda artık sisin bulunmayışına oldukça şaşırdı. Ve bugün “bir atom çekirdeğinin tanecikler veya elektromanyetik ışımalar yayarak kendiliğinden parçalanması” olarak bilinen radyoaktiviteyi keşfetmiş oldu…</p>
<p><strong>PENİSİLİN</strong><br />
<strong>Mucit: Alexander Fleming</strong><br />
<strong>Tarih: 1928</strong><br />
<strong>Kaza: Havada uçuşan bir küf…</strong></p>
<p>St. Mary Hastanesi’nde danışman olarak çalışan ve Alexander Fleming’in hayatta kalan tek meslektaşı, ünlü bilim adamının penisilini 1928 yılında bir rastlantı sonucu bulduğunu anlatmıştı.</p>
<p>Fleming bir deney üzerinde çalışırken, muhtemelen laboratuvarın karşısındaki bardan uçup gelen bir küf mikroskoptaki lamın üzerine konmuştu.</p>
<p>O sırada Fleming, lam üzerinde zararlı bir bakteri türü olan stafilokokları inceliyordu. Dikkatsiz bir bilim adamı bu küfü büyük olasılıkla önünden uzaklaştırırdı, ama o, küfün bakteri üzerindeki etkisini görmek istedi. Sonuç hayret inciydi… Çünkü Fleming, “Penicilim notatum” isimli yeşil küfün bulunduğu bölümdeki bakterilerin öldüğünü fark etmişti…</p>
<p>Daha sonra gerçekkleştirilen testlerde, bu küfün diğer bakteriler üzerinde de etkili olduğu ortaya çıktı. Tavşan, fare ve insanlar üzerinde yapılan testler sonunda, açık bir yan etkisinin de olmadığı görüldü. Ne var ki Fleming, küften sızan maddeyi bir türlü keşfedememişti.</p>
<p>Sonuç olarak 1939 yılında, Oxford’dan Howard Florey ve Ernst Chain bu maddeyi ayrıştırmayı başardılar ve buna “penicilin” adını verdiler. Bu madde, öldürücü bakteriyel hastalıklarla savaşabilen ilk antibiyotik olarak tarihe geçti. Fleming ve diğer iki bilim adamı, 1945 yılında Nobel Ödülü aldılar… Çünkü, milyonlarca insanın hayatını kurtaran bir buluş yapmışlardı…</p>
<p><strong>ŞOK TEDAVİSİ</strong><br />
<strong>Mucit: Julius Wagner-Jauregg</strong><br />
<strong>Tarih: 1917</strong><br />
<strong>Kaza:Mezbaha işçilerinin kesim yöntemi…</strong></p>
<p>ECT (Electroconvulsive the-rapy) olarak bilinen elektroşok tedavisi, mezbaha işçilerinin, domuzların elektrikle sersemlemelerinden sonra çok sakin durduklarını fark etmelerinin bir sonucu…</p>
<p>ECTye, beyne elektrik akımı verilmesi suretiyle, depresyon gibi akıl hastalıklarının semptomlarını engellemekteki son çare olarak bakılıyor.</p>
<p>Elektroşok tedavisi fikri, sıtma aşısıyla frengili hastaları tedavi eden Avusturyalı Julius Wagner-Jauregg tarafından geliştirildi.</p>
<p>1927 yılında Nobel Ödülü alan VVagner-Jauregg, bu fikre, “bir sisteme elektrik verilmesinin tedavi edici özellik taşıyacağından yola çıkarak ulaştı. Ve böylece, çok tartışılan şok tedavisi doğmuş oldu…</p>
<p>Aynı zamanda, şizofrenlerin doğal yollardan çarpılmalarının, hastalık belirtilerinin iyileşmesine neden olduğu da belirlenmişti. Psikiyatristler, hastaların beynine elektrik akımı uygulamak yoluyla, anlaşılması güç tedavinin gerçekleştiğini belirtiyorlardı. Ancak ECTnin kısa süreli hafıza kaybına neden olması dışında önemli etkisinin bulunmadığına dair klinik bulgulara az da olsa rastlanıyor. Hastaların tedavi edilmesine yönelik olarak bu yöntem çok uzun zamandan beri kullanılmaya devam ediyor.</p>
<p><strong>SAKKARİN</strong><br />
<strong>Mucit: Fahlberg adında bir kimya öğrencisi</strong><br />
<strong>Tarih: 1879</strong><br />
<strong>Kaza: Kurallara uymama…</strong><br />
1879 yılında Fahlberg adındaki bir kimya öğrencisi, toluol (kömür katranındaki hidrokarbon) türevlerini araştırırken elindeki maddeyi tattı ve günümüzün yapay tatlandırıcısı sakkarin ortaya çıktı.</p>
<p>Diğer iki yapay tatlandırıcı da kaza sonucu keşfedildi. 1937′de Illinois Üniversitesi öğrencilerinden Michael Sveda sigarasını yaktı ve tatlı olduğunu tespit etti. Ve bu maddenin “cyclamate” olduğunu buldu. Nutra Svveet ise 1965 yılında anti nükleer bileşimler araştırılırken keşfedildi…</p>
<p><strong>BUCKMİNSTERFULLERME</strong><br />
<strong>Mucit Harry Kroto</strong><br />
<strong>Tarih: 1985</strong><br />
<strong>Kaza: Karbon atomunun kilise kubbesine benzemesi…</strong></p>
<p>Harry Kroto ve meslektaşları, uzayda varolduğu düşünülen anlaşılması zor yapıdaki karbon atomlarını çözmeye çalışıyorlardı. Laboratuar testleri sonucunda karbonun, 60 atomdan oluşan, diğerlerinden daha güçlü ve istikrarlı yapıda olduğu ortaya çıktı.</p>
<p>Cevaplar araştırılırken çalışma gruplarından biri, atomların, mimar Richard Buckminster Fullerln tasarladığı, kubbeli kiliseye benzeyen hexagonlardan oluştuklarını ortaya çıkarmıştı. Bu da Kroto’nun aklına, daha önce pentagon ve hexagonlardan oluşturduğu, “Gece Gökyüzü” modelini getirdi.</p>
<p>O gece, çalışma gruplarından bir bölümü de karbon atomlarını, futbol topuna benzeyecek şekilde birleştirmişti. Ve grup, pentagon ve hexagonların hep 60 sayısında buluştuğunu keşfetti. 60 karbon atomundan oluşan “Buckyball’lar şu anda karbonun temel biçimi olarak değerlendirilirken, Kroto ve meslektaşları 1996 yılında Nobel Ödülü’nü almaya hak kazandılar…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tasarlakur.com/ilginc-bilgiler/tesaduf-eseri-buluslar/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Göz Okuma &#8211; Beden Dili</title>
		<link>http://www.tasarlakur.com/ilginc-bilgiler/goz-okuma-beden-dili</link>
		<comments>http://www.tasarlakur.com/ilginc-bilgiler/goz-okuma-beden-dili#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Aug 2007 17:14:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>
		<category><![CDATA[İlginç Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tasarlakur.com/teknoloji/goz-okuma-beden-dili</guid>
		<description><![CDATA[SİZDEN BİR ŞEY Mİ GİZLENİYOR ?: Birisi dürüst değilse veya bir şeyler gizliyorsa bakışları bizimkilerle toplam zamanın üçte birinden daha az oranda karşılaşacaktır. HAYRAN MI SALDIRGAN MI ? : Bakışlarınız, karşınızdakinin bakışlarıyla toplam zamanın üçte ikisinden daha uzun süreyle karşılayıyorsa, bunun anlamı şunlardan biridir; birincisi sizi çok ilginç veya çekici buluyordur; ikincisi de size karşı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>SİZDEN BİR ŞEY Mİ GİZLENİYOR ?:<br />
</strong>Birisi dürüst değilse veya bir şeyler gizliyorsa bakışları bizimkilerle toplam zamanın üçte birinden daha az oranda karşılaşacaktır. <span id="more-193"></span></p>
<p><strong>HAYRAN MI SALDIRGAN MI ? :</strong><br />
Bakışlarınız, karşınızdakinin bakışlarıyla toplam zamanın üçte ikisinden daha uzun süreyle karşılayıyorsa, bunun anlamı şunlardan biridir; birincisi sizi çok ilginç veya çekici buluyordur; ikincisi de size karşı saldırgan bir tavrı vardır.</p>
<p><strong>SESSİZCE MEYDAN OKUYANLAR:</strong><br />
Buna ek olarak gözbebekleri de büzüşüyorsa sözel olmayan bir meydan okumada bulunuyor olabilir.</p>
<p><strong>BAKIŞLARLA İYİ İLİŞKİ KURMAK İÇİN :</strong><br />
Başka birisiyle iyi bir ilişki kurmak için toplam zamanın yüzde 60-70&#8242;inde onunla göz göze gelmeniz gerekir.</p>
<p><strong>Göz hareketlerinin dili</strong></p>
<p>Tarih boyunca göz ve insan davranışı üzerindeki etkileriyle uğraştık durduk. Hepimiz &#8216;gözleriyle onu parçaladı&#8217;, &#8216;kocaman bebek gözleri var&#8217;, &#8216;gözlerini kaçırıp duruyor&#8217;, &#8216;çok davetkar gözleri var&#8217;, &#8216;gözünde öyle bir pırıltı vardı&#8217; ya da &#8216;bana en kötü bakışıyla baktı&#8217; gibi ifadeler kullanmışızdır. Bu gibi ifadeleri kullandığımızda farkında olmadan kişinin gözbebeklerinin büyüklüğünden ve bakışla ilgili davranışlarından bahsederiz.</p>
<p><strong>Gözbebekleri</strong><br />
Belli ışık durumları, kişinin ruh hali ve tavrı olumludan olumsuza veya olumsuzdan olumluya geçerken gözbebekleri küçülür veya büyür. Heyecanlanan birisinin gözbebekleri dört katına çıkabilir.Tam tersine kızgın, olumsuz bir ruh hali gözbebeklerinin &#8216;minik boncuk gözler&#8217; ya da &#8216;yılan gözler&#8217; olarak bilinen şeklinde küçülmesine yol açar.</p>
<p><strong>Flört ve Gözbebekleri</strong><br />
Flört sırasında gözler oldukça fazla kullanılır. Kadınlar gözlerini vurgulamak için göz makyajı yaparlar. Bir kadın bir erkeği severse ona bakarken gözbebeklerini büyütecek ve erkek da farkında olmadan bu bilgiyi doğru yorumlayacaktır. Bu nedenle romantik buluşmalar gözbebeklerinin büyümesine neden olan loş yerlerde gerçekleşir.</p>
<p>Birbirlerinin gözlerine bakan genç aşıklar farkında olmadan gözbebeklerinin büyüyüp büyümediğine bakmaktadırlar. Her biri diğerinin gözbebeklerinin büyümesinden heyecanlanır.</p>
<p><strong>Çocuklar ve Gözbebekleri</strong><br />
Bebekler ve çocukların gözbebekleri yetişkinlelerinkindin daha büyüktür ve yetişkinlerin yanındayken onlara olabildiğince çekici görünerek sürekli olarak dikkatlerini çekme çabasıyla gözbebekleri sürekli olarak büyür.</p>
<p><strong>Kumarbazlar ve Gözbebekleri</strong><br />
Uzman kağıt oyuncularıyla yapılan deneylerde rakipleri koyu renk gözlük taktığında oyuncuların daha az el kazandıkları görülmüştür. Örneğin, bir poker oyununda rakibine dört as gelmesi durumunda, uzman onun gözbebeklerindeki hızlı büyümeyi bilinçli olmadan fark edecek ve bu elde oyunu yükseltmemesi gerektiğini hissedecektir. Rakiplerin koyu gözlük takması gözbebeği işaretlerini ortadan kaldırarak uzmanların daha az el kazanmalarına neden oldu.</p>
<p><strong>Ticaret ve Gözbebekleri</strong><br />
Gözbebeği takibi fiyat pazarlığı sırasında alıcıların gözbebeği büyümesini izleyen eski Çinli mücevher tacirleri tarafından kullanılırdır.</p>
<p>Eski bir söz <strong>&#8216;biriyle konuşurken gözlerinin içine bak, pazarlık yaparken gözbebeklerine bakma&#8217;</strong> der.&#8217;Gözbebeklerine bakma egzersizi&#8217; yaparak karşınızdakinin gerçek duygularını gözbebeklerinden anlamaya çalışın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tasarlakur.com/ilginc-bilgiler/goz-okuma-beden-dili/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
